Akşam… Sarı bir hasta semâ… Bir gam-ı mechûl…
Sisler gibi tutmuş yine sahilleri eylûl,
Bir hüzn-i müzehheb gibi durgun yine Dicle,
Sessizliği olmuş yine rü’yâlara hacle.
Faslın yeni lerzişleri her sâyede mahsûs,
Gûyâ ki uyur kalb-i tabiatta bir “efsus!”
Her şey o kadar gamlı, soluk, mübhem ü bî-fer,
Gûyâ ki ölür hüzn-i sevâhilde perîler…
Çıkmıştık o gün Dicle’ye, sessizce kürekler
Nehrin zehebî sîne-i emyâhını yırtar,
Ağlardı o altın suyun üstünde bir âhenk,
Serperdi o bî-kes sese akşam sarı bir renk,
Gûyâ ki o gün Dicle’nin üstündeki mâtem,
Âfâka sürükler sarı güller, kırizantem…
Solmuştu onun hüzn ile simâ-yi berîni,
Bir ince tül altında duran zülf-i zerîni;
Akşamları enfâsına düşmüş uçuşurken
Sarmıştı o sâkin yüzü bir gölge semâdan
Dalmıştı o gözler ebediyetlere… Yorgun,
Yorgundu o gözlerle bakan rûh-ı melûlün;
Akşam gibi a’sabı geren reng-i garibi…
Gûyâ ki kamer!.. Sendin onun rûh-ı necîbi,
Sendin ki eden hüznünü mehtâba müşâbih;
Her şey o nazarlarda semâlarla müşâfih,
Her şey sana bir parça yakın, sâf, ebedîdi,
Sâhilde ezân seslerinin aks-i medîdi,
Bî-tâb uzanırken dönüyorduk… Yine sâkin
Mübhem, sarı yıldızları bir leyl-î hazânın,
Tenhâ sular üstünde açıp titreşiyorken,
Artık daha vâzıhtın o gözlerde kamer, sen!
Ey sen, ey onun rûhu ve ey mâtem-i seyyâl,
Ey şimdi bakan hüznüme, âh ey kamer-i lâl!
Ahmet Haşim 1933 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.
Nehir Üzerinde Şiirinin Açıklaması
Şiir, sarı ve hasta bir göğün altında, bilinmeyen bir kederle (“gam-ı mechûl”) dolu bir eylül akşamında başlar; sisler kıyıları sarmış, Dicle yaldızlı bir hüzün gibi durgundur. Mevsimin yeni titreyişleri her gölgede hissedilir; her şey gamlı, soluk ve belirsizdir, sanki kıyıların hüznü içinde periler ölmektedir. Ardından bir anı anlatılır: O gün Dicle'ye çıkmışlardır; kürekler nehrin altın renkli sularını sessizce yırtar, suyun üstünde bir ezgi ağlar, nehirdeki matem ufuklara sarı güller ve kasımpatılar sürükler gibidir. Yanındaki kişinin yüzü hüzünle solmuş, altın saçları ince bir tülün altındadır; gözleri sonsuzluklara dalmıştır. Şair sonra aya seslenir: Ay onun soylu ruhudur, onun hüznünü ay ışığına benzeten de odur. Kıyıda ezan seslerinin uzun yankısı duyulurken geri dönmektedirler ve ay o gözlerde daha açık görünür. Şiir, aya “Ey sen, ey onun rûhu ve ey mâtem-i seyyâl” diye, yani onun ruhu ve akan bir matem diye seslenerek biter. Metin, bu kişinin kim olduğunu ve neden matem tutulduğunu açıkça söylemez.
Nehir Üzerinde Ana Fikri
Bir akşam nehir üzerinde birlikte geçirilen hüzünlü anlar, sonradan ayda yaşayan bir hatıraya ve süregiden bir yasa dönüşür.
Teması
Hatıra, hüzün ve ay