Yâ Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok mu Sabâhı? Şiiri
Mehmet Âkif Ersoy · İlk yayın: Safahat 3. kitap Hakkın Sesleri (1913); şiirin altında: 28 Mart 1329 (10 Nisan 1913) · 44 dize
“İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım?” (A’râf Sûresi, 155)
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
Yandık diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Haremeyn'i!...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da, gömülsün mü sükûta
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
Mehmet Âkif Ersoy 1936 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.
Yâ Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok mu Sabâhı? Şiirinin Açıklaması
Şiir, “Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?” sorusuyla açılır ve baştan sona Tanrı'ya yöneltilmiş bir feryat olarak ilerler. Şair nur istedikleri hâlde yangın, yandık dedikleri hâlde kan geldiğini söyler. Ezelî bir esinti gelmezse İslâm dünyasının toprak ve kum kesileceğinden, yerin altındaki putların fışkıracağından, Haremeyn'in sonunda haç ormanıyla kuşatılacağından korktuğunu dile getirir. Üç yüz milyonu canlandıran imanın beş on sersemin inkârına, Kur'an'ın parlak yüzünün birkaç alçak ruhun pis nefesine kurban edilip edilmeyeceğini sorar. Mazlumun ezilmesinin anlamını, cani dipdiri gezerken masumun can vermesini, suç başkasınınken başkasının cezalandırılmasını anlamakta zorlanır; yine de Tanrı'nın yaptıklarından sorguya çekilmeyeceğini hatırlatır. İkinci bölümde beş on kâfirin imanına kanıp uykuya dalan ve cehennemde uyanan bir toplumun acısı anlatılır: Binlerce cami yıkılmış, kalan mabetlerin göğsüne haç konmuş, kadınlar dul, çocuklar babasız kalmış, insanlar vatanından kovulmuştur. Şiir, “Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!” diye, isyana yaklaşan sözünden hemen pişmanlık duyan bir haykırışla biter. Safahat'ın Balkan Savaşları yıllarının acılarını dile getiren Hakkın Sesleri kitabında, A'râf suresinin 155. ayetinin meali başlığıyla yer alır.
Yâ Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok mu Sabâhı? Ana Fikri
Büyük felaketler karşısında çaresiz kalan mümin, ilahi adaleti sorgulayacak kadar sarsılsa da yine Tanrı'ya sığınarak kurtuluş ister.
Teması
Felaket, isyan ve dua