İçeriğe geç

İstiğrâk Şiiri

Mehmet Âkif Ersoy · İlk yayın: Safahat 1. kitap (1911), Nazım Parçaları bölümü · 54 dize

PDF İndir

Tasavvur et ki muzlim bir şeb-i ecrâm-ı nâpeydâ:
Yatar heybetli âgûşunda dûrâdûr bir feyfâ;
Düşen gümrâh için yol bulma yok emvâc-i zulmetten;
Gidilmez... Her adım attıkça bir girdâb olur rehzen;
O rîkistâna batmış, çalkanan seyyâh-i âvâre
Nasıl müştâk ise bir nûra, bir necm-i rehâkâre;
Sana ey lem'a-i ümmîd ben de öyle müştâkım;
Görün bir kerre zîrâ pek karanlık oldu âfâkım!

Geçir pîş-i hayâlinden ki cûşâcûş bir umman
Nişandır yükselen her mevc-i tûfan-hîzi bir dağdan;
Ölüm var, kurtuluş yok sâhil-i imdâd uzaklarda;
Demâdem rûh titrer korkudan donmuş dudaklarda.
O coşkun unsurun savletleriyle uğraşan kimse,
Nasıl eyler tehâlük bir kenâr-ı tesliyet görse
Muhât-ı lücce-i ye's olduğum bir böyle hâlimde
Senin tayfın da aynıyle o sâhildir hayâlimde.

Düşün âvâre bir mâder ki: Evlâdından olsun dûr;
Tahayyül eyle yâhud bir yetîm-i hânüman-mehcûr;
O bedbahtın nasıl evlâdı hiç gitmezse yâdından;
Nasıl çıkmazsa mâder, öksüzün bir dem fuâdından;
Benim yâdım da, ey ârâm-ı can, yâd-ı güzînindir.
Ne yapsam çünkü manzûrum, senin feyz-i mübînindir:

Çemen emvâc-ı nûrundur, fidanlar yâl ü bâlindir:
Sulardan akseden sûret cemâl-i lâyezâlindir.
Hırâm-ı nâzenînindir o raksan mevceler cûda;
Mutarrâ nükhetindir gizlenen ezhâr-ı hoş-bûda.
Leyâlin sînesinde hâba dalmış nâzenîn eshâr,
Eder gîsûna yaslanmış cebîn-i pâkini ihtâr.
Nigâhından saçılmış lem'alardır pîş-i hayrette
Yüzen ecrâm-ı nûrânûr bahr-i sermediyyette.
Zemin lebrîz-i âsârın; semâ pâmâl-i envârın:
Avâlim hep merâyâ-yı nazar pîrâ-yı dîdârın.

Çekilmek istemiş de subh-dem bir cây-ı tenhâya,
Oturmuş sâhil-i deryâya, dalmıştım temâşâya.
Henüz âfâk açılmıştı: Semâ mahmûr idi hâttâ
Nümâyân olmamıştı hâb-gâhından güneş hâlâ.
Derin bir samte müstağrak leb-i deryâda hiç ses yok...
Sabâ durgun, sular durgun, bütün eşyâda durgunluk!
O ferş-i nîlgûn üstünde, tıfl-ı nâzenin-vâri,
Uyurken dâye-i bîdar-ı subhun tıfl-ı envârı;
Güneş, pîşinde dağlar perde-dâr olmuş, harîminden
Görünmüş, sonra şehrâhında yükselmişti tedrîcen.
Teâlî eyleyince bir zaman bâlâ-yı kudrette,
Ziyâlar mevc mevc oldu o pehnâ-yı rükûdette.
Bu cûşişler o dalgın havz-ı simîni uyandırdı;
Sabâ enfâs-ı sevdâ perveriyle dalgalandırdı.
Açıklardan gelen emvâc-ı peyderpeyle, sâhilden
Demâdem oldu vecd-efzâ, hazin bir nağme, bir şîven.
Kulak verdim o âhenge: Meğer âheng-i şi'rinmiş!
O cûşiş-zâr olan kulzüm senin ummân-ı fikrinmiş,
Güneş: Rûhun imiş; bir huzme şeklinde inen nûru:
O menba'dan hurûşan sânihanmış doğrudan doğru.
Tecellî etti artık anladım: Sensin bütün dünyâ..
Bu senlikte fakat ey yâr-ı gaib, ben neyim âyâ?

Mehmet Âkif Ersoy 1936 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.

İstiğrâk Şiirinin Açıklaması

Başlığı “kendinden geçercesine dalma” anlamına gelen şiirde şair, metinde “yâr-ı gaib” (görünmeyen sevgili) diye andığı birine duyduğu özlemi benzetmelerle anlatır. İlk bentte yıldızsız bir gecede, uçsuz bir çölde kum girdaplarına batmış bir yolcunun yol gösterici bir yıldıza özlemi gibi, kendisinin de bir umut ışığına (“lem'a-i ümmîd”) muhtaç olduğunu söyler. İkinci bentte azgın bir denizde ölümle boğuşan birinin sahile özlemini, kendi umutsuzluğu içinde onun hayaline duyduğu hasrete benzetir. Üçüncü bentte evladından ayrı düşmüş bir annenin, yuvasından kopmuş bir yetimin unutamayışı gibi, kendisinin de onu hiç unutmadığını belirtir. Dördüncü bentte bütün doğayı onun yansıması olarak görür: Çimenler onun nurunun dalgaları, sulardaki suret onun ölümsüz güzelliği, yıldızlar bakışından saçılmış ışıklardır. Son bentte bir sabah vakti deniz kıyısında oturup güneşin doğuşunu seyrettiğini anlatır. Dalgaların taşıdığı hazin sesin onun şiirinin ahengi, coşan denizin onun fikrinin ummanı, güneşin de onun ruhu olduğunu fark eder. Şiir, “Sensin bütün dünyâ..” dedikten sonra “ey yâr-ı gaib, ben neyim âyâ?” sorusuyla, her şey o olduğuna göre kendisinin ne olduğunu sorarak biter.

İstiğrâk Ana Fikri

Görünmeyen sevgiliye duyulan özlem öyle derinleşir ki âşık bütün dünyayı onun yansıması olarak görür ve kendi varlığını sorgular.

Teması

Özlem ve kendinden geçiş

Mehmet Akif Ersoy'un Diğer Şiirleri

Tüm Mehmet Âkif Ersoy şiirleri →