İçeriğe geç

Bülbül Şiiri

Mehmet Âkif Ersoy · İlk yayın: Sebîlürreşâd, 7 Mayıs 1921; Safahat 7. kitap Gölgeler (1933) · 46 dize

PDF İndir

Basri Bey oğlumuza

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
Muhîtin hâli “insâniyyet”in timsâlidir sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!
Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vâdîden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûyâ Sûr-i Mahşerdi!

– Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül nedir derdin?
O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.
Bugün bir yemyeşil vâdî, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin, hânümânın şen, için şen, kâinâtın şen.
Hazansız bir zemîn isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
Değil bir kayda; sığmazsın -kanatlandın mı- eb’âda;
Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâda.
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Bugün bir hânümansız serserîyim öz diyârımda!
Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garb’a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin Fâtih’lerin yurdu.
Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyni’nde Osman’ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!
Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzî serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın;
Şenâ’atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın!
Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!
Yıkılmış hânümanlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Mehmet Âkif Ersoy 1936 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Dijital Safahat yayınından alınmıştır.

Bülbül Şiirinin Açıklaması

Şiirde konuşan kişi, dünyaya küskün ve bunalmış hâlde şehirden kaçıp kırlarda gezdiği, bir köyde kaldığı bir akşamı anlatır. Vadiyi ıssız bir karanlık sarmıştır; ışık, yolcu, ses yoktur ve bu manzara ona insanlığın durumunu hatırlatır. Geçmişi düşünürken karanlığın içinden yükselen uzun bir feryat, bir bülbülün ötüşü bu durgunluğu bozar; vadi inlemelerle çağlar. Şair bülbüle seslenir: Eşi, yuvası, baharı vardır; zümrüt bir tahta konup semavi bir saltanat kurmuştur, cihanın yurdu çiğnense bile onun yurdu çiğnenmez, kanatlandı mı ufuklar onundur. Öyleyse neden matem tutmaktadır? Cevabı kendisi verir: “Mâtem benim hakkım”. Asırlardır ufku aydınlık görmemiş, kendi diyarında yurtsuz bir serseri olmuştur; Doğu'nun vefasız evladı olarak atalarının toprağını Batı'ya çiğnettiğini söyler. Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fatih'lerin yurdunda çan seslerinin yükselmesini, ezanın susmasını, Yıldırım Han'ın mabedinden çökük bir kubbe kalmasını, Orhan'ın kabrinin çiğnenmesini, milyonlarca dindaşın sahipsiz kalmasını anar. Şiir, “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!” dizesiyle biter.

Bülbül Ana Fikri

Yurdunu kaybetmiş, atalarının topraklarını yabancıya çiğnetmiş bir milletin evladı için asıl matem, yuvası güvende olan bülbülün değil, kendisinindir.

Teması

Vatan acısı ve matem

Mehmet Akif Ersoy'un Diğer Şiirleri

Tüm Mehmet Âkif Ersoy şiirleri →