İçeriğe geç

Kesik Bıyık Hikâyesi

Ömer Seyfettin · İlk yayın: Diken, Aralık 1918, sayı:4 sayfa:6 (kaynak: Vikikaynak sayfa notu) · yaklaşık 3 dakikada okunur

PDF İndir

Darvin denilen adamın sözüne inanmalı. Evet. İnsanlar mutlaka maymundan türemişler! Çünkü işte neyi görsek hemen taklit ediyoruz; oturmayı, kalkmayı, içmeyi, yürümeyi, hâsılı hâsılı her şeyi…

Ne kadar adamlar vardır ki hiç ihtiyaç yokken «monokl» dediğimiz tek gözlükleri takarlar. Çünkü terzide seyrettikleri moda albümlerindeki resimler tek sözlüklüdür.

Neyse… Lâfı uzatmayalım. Ben de taklitçinin birisiyim. Her modayı yaparım. Altı yedi sene evvel, gördüm ki herkes bıyıklarını Amerikanvari kesiyor, benim de hemen kestirdiğimi tabiî tahmin edersiniz. Ah, evet ben de kestirdim; hakikaten, Darwin’in istediği gibi, ecdadıma benzedim.

Fakat ilk zamanlar o kadar utandım ki, size tarif edemem. Hele ilk gün bir arkadaşa rastgelmeyeyim diye arka sokaklardan eve geldim. Kapıyı açan evlâtlık beni bu halde görünce dehşetli bir nâra attı. Kurt görmüş bir kısrak heyecanıyla, haykıra haykıra kaçtı. Ben kapıyı iterek yukarı çıktım. Hınzır, kız, kim bilir anneme neler söylemiş. Odama annem geldi. Ben, dişlerim ağrıyormuş gibi ağzımı tutuyor, bıyıklarımı göstermiyordum.

– Ah hain, alçak! Artık benim evlâdım değilsin! dedi.

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Zavallı kansız elleri titriyor, yüreğinin şiddetli çarpmasından derin derin geğirmeler göğsünü, başım sarsıyordu.

– Niçin anneciğim? dedim.

– Niçin mi? diye inledi, hani bıyıkların?

– Bıyıklarımı kesmekle niçin alçak, niçin hain olayım? Annem daha beter ağlamağa, daha beter geğirmeğe başladı:

– Beni anlamaz mı sanıyorsun? dedi. Bıyıklarını farmasonlar keserlermiş. Demek sen de farmasonmuşsun! Verdiğim süt sana haram olsun! Ah, demek sen de farmasonmuşsun da bizim haberimiz yokmuş!..

Ben her ne kadar bu rezaleti sırf taklitçilik yüzünden, hem âdeta haberim olmadan yaptığımı anlatmağa kalktımsa da hiç para etmedi. Annem daha beter ağladı. Lâflarıma inanmıyordu. Dizlerim döverek:

– Seni doğuracağıma keşke taşları doğuraydım!., diye çırpmıyordu.

Tam bu esnada babam gelmez mi?.. Evlâtlık kız bıyıklarımın halini ona da yetiştirmiş. Aralık kalan kapıdan onu kalın bastonuyla beraber yukarı çıkmış görünce titredim. Korkmadım desem yalan söylemiş olurum. Mahvolduğumu anladım. Babam hızla içeri girdi. Ben hâlâ ellerimle bıyıklarımı kapalı tutuyordum. Bastonunu havada savurarak:

– Aç bakayım ellerini!..

diye bağırdı. Artık iş çatallaşmıştı. Hemen bir yalan uydurdum:

– Babacığım, bugün sigaramı yakarken kazara bıyığımın bir tarafını tutuşturdum… Onun için kestirdim. Ama bizim ihtiyarda hacı gözü yoktu:

– Sen bana dolma yutturamazsın, dedi, demek ki sokakları dolduran züppelerin hepsinin bıyıkları kibritle mi yandı?

Sustum. Cevap vermedim.

Babam açtı ağzını yumdu gözünü…

Babamın hiddeti karşısında ne yapacağımı şaşırıyor, «bıyıklarımı keseceğime keşke kafamı keseydim!» diye içimi çekiyordum. Babam son sözünü söyledi: Beni reddetti, evden kovdu.

– Hemen çık! bir daha sakın buraya geleyim, deme… Çünkü artık bıyıkların çıksa bile namusun yerine gelmez…

Ne yapalım? Çarnaçar çıktım. Gidecek yerim yoktu. Aklıma Topkapı’da bir arkadaşım geldi. «Bari gidip ona misafir olayım» dedim.

Tramvay yoluna doğru yürüdüm. Köşe başında bizim sporcu arkadaşları gördüm. Bana gözleri ilişince:

– Bonjur, bonjur! diye haykırıştılar, işte şimdi adama benzedin… Neydi o pala bıyıklar?.. Mezardan kalkmış bir yeniçeri ağası gibi!..

Ne cevap, ne selâm verdim. Yürüdüm. Annemin, babamın ayrı ayrı mânalar verdiği felâketimi bu beyler çok muvafık, çok hoş buluyorlardı.

Topkapı tramvayına bindim. İçerisi tenha idi. Kabahatli gibi bir tarafa iliştim. Geldi, yanıma abani sarıklı, kır sakallı bir hoca efendi oturdu. Biletimi aldım. Arasıra dışarı bakıyordum. Gözüm hoca efendiye kaçtı. Dikkat ettim. Dik dik bana bakıyor… Yüreğim hop etti. «Sakın bu da bıyıklarım için küfrüme hükmetmesin» diyordum. Gittikçe yüreğimin çarpması ziyadeleşti. Kalkmak, dışarı çıkmak istedim. Hazırlanıyordum. Hoca efendi gülümsedi:

– Eksik olmayınız oğlum! yar olunuz! dedi. Heyecanıma şimdi hayret de karışmıştı:

– Niçin efendim? diye sordum.

– Sizin gibi şık gençleri sünnetli görmek, bizim için ne büyük bir iftihardır, dedi.

Hoca güldü:

– İşte bıyıklarınızı kestirmişsiniz ya oğlum, dedi, bu sünnet-i şerif değil midir?

Ömer Seyfettin 1920 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.

Kesik Bıyık Özeti

Anlatıcı, insanların her şeyi taklit ettiğine bakarak Darwin'e hak verdiğini söyleyerek söze girer ve kendisinin de bir taklitçi olduğunu itiraf eder. Altı yedi yıl önce herkes bıyığını Amerikan usulü kestirince o da kestirmiştir. İlk gün utancından arka sokaklardan eve gelir; kapıyı açan evlatlık kız onu görünce çığlık atarak kaçar.

Annesi odasına gelip ağlayarak onu hain ilan eder; ona göre bıyıklarını farmasonlar kestirir, oğlu da demek ki farmasondur. Anlatıcı bunu yalnızca taklitçilikten yaptığını söylese de annesini inandıramaz. Bu sırada babası elinde bastonuyla gelir. Anlatıcı, sigarasını yakarken bıyığını tutuşturduğu yalanını uydurur; babası sokaktaki züppelerin hepsinin bıyığının mı kibritle yandığını sorar ve onu evden kovar.

Gidecek yeri olmayan anlatıcı Topkapı'daki bir arkadaşına gitmek için yola çıkar. Köşede rastladığı sporcu arkadaşları onu "Bonjur" diye karşılayıp bıyıksız hâliyle ancak şimdi adama benzediğini söyler. Topkapı tramvayında yanına abani sarıklı, kır sakallı bir hoca oturur ve dik dik bakar; anlatıcı, onun da kendisini dinsizlikle suçlayacağından korkar. Ama hoca gülümseyerek ona teşekkür eder ve bıyık kesmenin sünnet olduğunu, böyle şık gençleri sünnete uyar görmekle iftihar ettiğini söyler. Hikâye, aynı davranışa herkesin kendi önyargısına göre anlam yüklemesini mizahla anlatır.

Kesik Bıyık Ana Fikri

İnsanlar aynı davranışı kendi önyargılarına göre bambaşka yorumlar; taklitten doğan basit bir moda kimine ihanet, kimine sevap görünür.

Kesik Bıyık Karakterleri

KarakterÖzellikleri
AnlatıcıHer modaya uyan, kendini taklitçi diye tanıtan bir gençtir. Bıyığını kestirdiği için ailesinden kovulur.
AnneBıyık kesmeyi farmasonluk sayıp oğlunu evlatlıktan reddeden, ağlayıp dövünen bir kadındır.
BabaBastonuyla gelen, oğlunun yalanına kanmayan sert bir adamdır; onu evden kovar.
Hoca efendiTramvayda yanına oturan abani sarıklı, kır sakallı hocadır. Bıyık kesmeyi sünnet sayar ve anlatıcıyı över.
Evlatlık kızAnlatıcıyı bıyıksız görünce çığlık atarak kaçan ve haberi anne babaya yetiştiren kızdır.

Teması

Taklitçilik ve önyargı

Ömer Seyfettin'in Diğer Hikâyeleri

Tüm Ömer Seyfettin hikâyeleri →