İçeriğe geç

Bir Kayışın Tesiri Hikâyesi

Ömer Seyfettin · yaklaşık 3 dakikada okunur

PDF İndir

Bir zabit arkadaşımla oturuyorduk. Yanımızdaki masada iri, palabıyıklı, kocaman kalpaklı bir babayiğit, çetin bir Çerkes şivesiyle karşısında sıralanmış irili ufaklı kalpaklılara birşeyler anlatıyordu. Daha Kafkasya'dan yeni gelmiş sanılacaktı.

- Demek yollar açıldı, dedim.

Arkadaşım,

- Hangi yollar? diye yüzüme baktı.

- Hangi yollar olacak, Karadeniz yolu.

- Nereden bildin?

- Baksana şu hemşeriye... İşte mutlaka yeni gelmiş olacak.

- Hangi hemşeriye?

Sağımızdaki, yanağından kan damlayan iri Çerkesi gösterdim. Arkadaşım bir kahkaha attı. Azıcık daha katılacaktı.

- Çerkes taklidi yapar!

- Güldürmek için mi?

- Hayır.

- Ya niçin?

- Kendini Çerkes zannettirmek için.

...

Tekrar koca kalpaklı babayiğide baktım. Hiç Türkçe bilmez bir Çerkes fesahatiyle başını ağır ağır sallayarak elindeki gümüş savatlı kamçıyı çizmelerinin uzun konçlarına vurarak, takır tukur konuşuyordu. Sandalyeye ata biner gibi binmişti.

- Şaka etme, dedim, bu halis muhlis Çerkes...

Arkadaşım yemin etti:

- Vallahi değil...

- Ne biliyorsun?

- Nasıl bilmem, benim sınıf arkadaşım.

- Ne gülüyorsun?, dedim.

- Ayol o Çerkes değildir! dedi.

- Ey, lisanına ne diyeceksin?

- Zabit mi?

- Evet, fakat cuma günleri böyle Çerkes gibi giyinir.

Merak ettim:

- Çerkes değil diyorsun, Gürcü mü?

- Hayır.

- Çeçen mi?

- Hayır.

- Lezgi mi?

- Hayır.

- Ya ne?

- Türkoğlu Türk!

- Nereli?

- İstanbullu... Anası Germiyanzadelerden. Babası... Mirliva olduğu halde daha dilini düzeltememiş bir Kastamonulu idi...

O halde bu Türk, niçin herkese kendini Çerkes zannettirmek istiyor? diye sordum. Arkadaşım tekrar bir kahkaha attı.

- Bak sana anlatayım niçin, dedi. Bu sahte Çerkesin adi Mahmut Beydir. İdadi ikinci sınıfa kadar hiçbir milliyet iddiası yoktu. O sene ramazan tatilinde bir arkadaşı kendisine Karamürsel'den gayet zarif bir Çerkes kayışı getirdi. Bu kayışı hepimiz gördük. Hakikaten nefisti. Gümüş savatlı tokaları ağır, kayışı siyaha yakın koyu lacivertti. Gümüşten üç büyük sarkıntısı vardı. Mahmut bey bu kayışı beline taktı. O günden itibaren Türklerle konuşmamağa, hep Çerkeslerle düşüp kalkmağa başladı. Ertesi sene hiç tanıdığı olmadığı halde tezkere getirerek Karamürsel'e sılaya gitti. Harbiyeye geçtiğimiz zaman Mahmut Bey, Türk şivesini kaybetti. Büyük fedakârlıklar yaparak piyadeden süvariliğe becayiş etti. Zabit çıktığımız zaman Türkçe’yi unutmuştu. Ama, Çerkesceyi de öğrenemedi. Öğrendiği mükemmel bir Çerkes şivesiydi. Adını alay için "Çerkes Mahmut" takmıştık. O buna kızmaz, hatta iftihar ederdi. Zabitken meşhur bir Çerkes paşaya intisap etti. Onunla İstanbul'a sürüldü. Kafkasya'ya kaçtı. Milleti ile hiç münasebeti olmayan yerleri öz vatanıymış gibi gezdi, dolaştı. Bir Çerkes kızıyla evlendi. Hürriyetten sonra İstanbul'a geldi. Artık işi gücü Çerkeslik için çalışmak oldu. Her yerde şu işittiğin garip şive ile "Adige" propagandası yapmağa başladı. Kastamonulu paşa babasından kalan serveti Çerkes Tarihi'ni yazacak muharrire adadı.

Kafkasya'dan yeni gelmiş sandığım sahte Çerkes Türke tekrar baktım.

- Acaba akrabaları içinde Çerkes filan yok mu?

Arkadaşım,

- Yok be yahu! diye elini taş masaya vurdu, halis muhlis Türk diyorum! Hâlâ bir kelime Çerkesce bilmez. Sınıf arkadaşımın Karamürsel'den getirdiği Çerkes kayışında sanki bir tılsım vardı. O andan itibaren Çerkeslik sevdasına düştü.

Arkadaşım yarım saat kadar Çerkes Mahmut beyin gülünç menkıbelerini anlattı. Hâli tavrı son derece babayiğitvari olan bu kahraman, meğer ömründe hiçbir muharebeye girmemiş. Son derece korkakmış. Daima tanıdıklarının iltimasıyla seferberlik zamanını geri hizmetlerde geçirmiş.

Biz konuşurken Çerkes Mahmut bey gülerek, yanındakilere Çerkesce şakalar ederek kalktı. Büfenin önünde durdu. Para veriyordu. Çantasını pantolonunun cebinden çıkarırken gördüm. Belindeki yirmi sene evvel Karamürsel'den hediye gelen kayışın savatlı gümüş sarkıntıları pırıl pırıl parlıyordu. Türklerin hariçten kendi içlerine gönüllü bir tek "Millettas" celbedecek böyle ehemmiyetsiz kayışçıkları bile olmadığını düşündüm.

Ömer Seyfettin 1920 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.

Bir Kayışın Tesiri Özeti

Anlatıcı bir subay arkadaşıyla otururken yan masada kocaman kalpaklı, palabıyıklı bir adamın ağır bir Çerkez şivesiyle konuştuğunu görür. Onu Kafkasya'dan yeni gelmiş biri sanıp Karadeniz yolunun açıldığını düşünür. Arkadaşı kahkahayı basar: Bu adam Çerkez değil, "Türkoğlu Türk"tür; kendi sınıf arkadaşı Mahmut Bey'dir. Annesi Germiyanzadelerden, babası ise mirliva olduğu hâlde şivesini düzeltememiş bir Kastamonuludur.

Arkadaş, Mahmut Bey'in hikâyesini anlatır. İdadi ikinci sınıftayken bir arkadaşı ona Karamürsel'den gümüş savatlı, zarif bir Çerkez kayışı getirmiştir. Mahmut Bey bu kayışı takar takmaz Türklerle konuşmayı bırakıp Çerkezlerle düşüp kalkmaya başlar. Harbiye'de Türk şivesini kaybeder, süvariliğe geçer; Türkçeyi unutur ama Çerkezceyi de öğrenemez, yalnızca şivesini kapar. Bir Çerkez paşaya bağlanır, Kafkasya'ya kaçar, bir Çerkez kızıyla evlenir; Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'a dönüp Çerkezlik propagandası yapar, babasından kalan serveti bir Çerkez tarihi yazdırmaya ayırır.

Arkadaşına göre bu babayiğit görünüşlü adam aslında hiçbir savaşa girmemiş, korkaklığı yüzünden seferberliği tanıdıklarının torpiliyle geri hizmette geçirmiştir. Mahmut Bey kalkıp büfede para öderken anlatıcı belindeki yirmi yıllık kayışın parladığını görür. Türklerin kendi aralarına gönüllü bir tek millettaş çekecek böyle önemsiz kayışları bile olmadığını düşünür. Hikâye, kendi kimliğini küçümseyip başka bir kimliğe özenmeyi alaycı bir dille eleştirir.

Bir Kayışın Tesiri Ana Fikri

Kendi milliyetini önemsemeyip küçük bir süs eşyası yüzünden başka bir kimliğe özenen kişi gülünç ve köksüz bir hâle düşer.

Bir Kayışın Tesiri Karakterleri

KarakterÖzellikleri
AnlatıcıYan masadaki adamı gerçek bir Çerkez sanan, arkadaşının anlattıklarıyla gerçeği öğrenen kişidir; sondaki acı düşünceyi o dile getirir.
Zabit arkadaşMahmut Bey'in sınıf arkadaşıdır. Onun Çerkezlik merakını ve korkaklığını alaylı bir dille anlatır.
Mahmut Bey (Çerkes Mahmut)İstanbullu, Türk bir ailenin oğlu olan subaydır. Hediye edilen bir Çerkez kayışından sonra kendini Çerkez gibi gösterir; babayiğit görünse de korkaktır.

Teması

Kimlik kaybı ve özenti

Ömer Seyfettin'in Diğer Hikâyeleri

Tüm Ömer Seyfettin hikâyeleri →