İçeriğe geç

Yüzakı Hikâyesi

Ömer Seyfettin · yaklaşık 3 dakikada okunur

PDF İndir

Mehmet Efendi, on senedir kasabada oturuyordu. Köydeki tarlaları, bağları, bahçeleri ortak elinde kalmıştı. Aziz ahbabı Müftü Hacı Ali Efendi ile dertleşirken:

— Hepsini yanmış, kül olmuş farz ediyorum. Artık dünyada bir tane olsun doğru adam yok, dedi.

Faziletin, iyiliğin varlığına dini gibi iman eden Müftü:

— Var ama, sen bulamıyorsun, diye başını salladı.

Mehmet Efendi taştı:

— Yok, yok, yok! Vallahi, billahi yok! Herkes yalancı, herkes dolandırıcı. Denemediğim ne hısım kaldı, ne akrabam. Kardeşim bile beni aldattı.

— Öyleyse git, malının başında otur.

— Doğru söylüyorsun. "Gemin oldu, kıçında... Çiftin oldu, içinde..." Ne yapayım ki, burada işlerimi bırakamıyorum.

— Köydekilerini sat.

— İttifak etmişler. Kimse almıyor.

. . . . . . Müftü Efendi, dünyada doğruluğun, faziletin hâlâ var olduğunu biliyordu. Fakat nasıl ispat etmeliydi? Mehmet Efendi gibi, kötülerin hilesine tutulanlar, imanlarını da bozuyorlardı. Gel zaman, git zaman, bir gün gelecekti ki, artık kimse kimseye inanmaz olacaktı.

— Benim tanıdığım bir çoban var. Çok doğrudur! dedi.

— Çoban mı?

— Evet...

Mehmet Efendi, yarasının üzerine yeni bir yara açılmış gibi, suratını acı acı ekşitti:

— Hele o çobanlar? diye derin derin bir ah çekti, bin beş yüz koyunumdan nihayet elli tane bıraktılar.

— Pekâlâ, bu elli koyunu benim söylediğim doğru adama ver. Yüz yapsın!

. . . . . .

Mehmet Efendi güldü:

— Şaka etme.

— Sahi söylüyorum.

Müftü, tanıdığı çobanı anlatmaya başladı. Bu, dünyada yalan nedir bilmez bir adamdı. Gayet saftı, dervişti. Ömrünü dağlarda, meralarda geçirirdi. Beş vaktine beş daha katardı.

Müftü methettikçe Mehmet Efendi yumuşadı:

— Bari şu benim koyunları ona versek, dedi.

Ertesi gün yaylaya haber gönderdiler. Çobanı kasabaya çağırttılar. Mehmet Efendi, Müftü'nün karşısında onunla anlaştı. Elli koyunu bu çoban gezdirecek, elli koyunun verdiği kârdan beşte biri kendine ait olacaktı. Koyunlar köyden getirtildi. Bu küçük sürü ile çoban çıktı, gitti. Günler, haftalar, aylar geçiyordu. Mehmet Efendi, Müftüye rastgeldikçe:

— Bu çoban doğru çıkarsa, köydeki bütün işlerimi de ona bırakacağım, diyordu.

— Göreceksin, göreceksin!

— İnşallah...

Bir sene sonra, bir cuma sabahı Mehmet Efendi evinin alt katındaki odada otururken "Doğru Çoban"'ı karşısında gördü. Elinde büyük bir toprak kapla ıslak bir post vardı. Bunları selam vermeden sedirin yanındaki pencerenin içine bıraktı:

— Hoş geldin?

— Hoş bulduk!

— Otur bakalım...

— Eyvallah!

— Koyunlardan ne haber? Doğurmadılar mı?

Çoban:

— Hepsi kısırmış! dedi.

— Hiçbiri doğurmadı mı?

— Hayır.

— Yünlerini ne yaptın?

— Daha kırpmamıştım.

Mehmet Efendi anlamadı:

— Ne demek?

— On iki tanesini çaldılar.

— Ey?

— Geriye ne kaldı?

— Otuz sekiz.

— Otuz ikisi geçen sonbahar kelebek oldu, öldüler.

— Ey?

— Geriye ne kaldı?

— Altı.

— Beşini kurt yedi...

— Geriye ne kaldı?

— Bir!...

— İşte bu bir koyuna da gözüm gibi bakıyordum. Evvelki akşam sağdım. Sütüyle şu yoğurdu yaptım. Dün sabah yayladan inerken zavallı uçuruma yuvarlandı. İndim, başına gittim, bir de gördüm ki, ölmüş. Daha soğumadan yüzdüm. İşte postu.

Çoban eliyle pencerenin yanındaki ıslak deriyi gösteriyordu. Mehmet Efendi, kır sakalını sol eliyle tuttu. Önce kızardı, sonra sarardı. Çoban susmuyordu:

— Yoğurt iki buçuk okka.. Yarım okkası benim. Pöstekideki hakkımı size bağışlıyorum!

Mehmet Efendi hiç sesini çıkarmadı. Ayağa kalktı. Yoğurt kabını eline aldı, yavaş yavaş "Doğru Çoban"'ın önüne geldi. Dolu kabı bütün kuvvvetiyle kafasına geçirdi:

— Al hakkını kerata! diye yumruklamaya başladı. Tekmeleye tekmeleye kapıdan dışarı attı!

Bu esnada Müftü Efendi, dostunun ziyaretine gelmişti. Kapıda çobanı, suratı yoğurt içinde görünce şaşırdı, sordu:

— Ulan, bu ne hal?

Saf çoban, uğradığı haksızlıktan şaşırmış gibiydi. Fakat yine mantığını kaybetmemişti. Acı bir serzeniş tavrıyla:

— Ne olacak efendim, dedi, hesabını doğru veren işte böyle yüzünün akıyla dışarı çıkar.

Ömer Seyfettin 1920 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.

Yüzakı Özeti

On yıldır kasabada oturan Mehmet Efendi, köydeki tarlalarını ve bağlarını ortaklarına bırakmak zorunda kalmış, kardeşi de dahil herkes tarafından aldatılmıştır. Dostu Müftü Hacı Ali Efendi'ye dünyada tek bir doğru adam kalmadığını söyler. İyiliğe imanı sarsılmaz Müftü ise doğruların var olduğunu, onun yalnızca bulamadığını söyler. Mehmet Efendi bin beş yüz koyunundan çobanların ancak elli tane bıraktığını anlatınca Müftü, tanıdığı çok doğru, yalan nedir bilmeyen, saf ve dindar bir çobanı önerir.

Müftü'nün övgüleriyle yumuşayan Mehmet Efendi elli koyunu bu çobana verir; kârın beşte biri çobanın olacaktır. Çoban doğru çıkarsa köydeki bütün işlerini ona bırakmaya niyetlidir. Bir yıl sonra "Doğru Çoban" elinde bir kap yoğurt ve ıslak bir postla gelir ve hesap vermeye başlar: Koyunların hepsi kısır çıkmış, hiçbiri doğurmamıştır. On ikisi çalınmış, otuz ikisi geçen sonbahar "kelebek oldu, öldüler"; beşini de kurt yemiştir.

Kalan tek koyuna gözü gibi baktığını, onu sağıp sütünden bu yoğurdu yaptığını, ama hayvanın uçuruma yuvarlanıp öldüğünü, kendisinin de derisini yüzdüğünü söyler. İki buçuk okka yoğurdun yarım okkasının kendi hakkı olduğunu, postaki payını ise bağışladığını ekler. Mehmet Efendi yoğurt kabını çobanın başına geçirip onu tekmeleyerek dışarı atar. Kapıda bu hâli gören Müftü ne olduğunu sorunca saf çoban, hesabını doğru veren kişinin işte böyle "yüzünün akıyla" dışarı çıktığını söyler. Hikâye, yüzakı deyimiyle oynayan bir mizahla saflık ve doğruluk kavramlarını ele alır.

Yüzakı Ana Fikri

Yalnızca dürüst olmak yetmez; iş bilmeyen bir saflık, doğruluğun bile gülünç ve zararlı sonuçlar doğurmasına yol açabilir.

Yüzakı Karakterleri

KarakterÖzellikleri
Mehmet EfendiHerkes tarafından aldatıldığı için insanlara güvenini yitirmiş, kasabada yaşayan bir mal sahibidir. Çobanın hesabına öfkelenip onu döverek kovar.
Müftü Hacı Ali EfendiMehmet Efendi'nin dostu, iyiliğin ve doğruluğun varlığına içtenlikle inanan müftüdür. Doğru çobanı o önerir.
Doğru ÇobanYalan bilmeyen, saf ve dindar bir çobandır. Koyunların hepsini kaybettiği hâlde hesabını eksiksiz verir ve yoğurttan payını ister.

Teması

Doğruluk ve saflık

Ömer Seyfettin'in Diğer Hikâyeleri

Tüm Ömer Seyfettin hikâyeleri →