Millet Yutmuyor Hikâyesi
Sabahattin Ali · İlk yayın: Gün, 1 Temmuz 1946 (kaynak: tr.wikipedia 'Sabahattin Ali bibliyografyası' (oldid 36972743)); kitapta: Sırça Köşk (Remzi Kitabevi, İstanbul 1947) (kaynak: YKY kunyesi + tr.wikipedia 'Sabahattin Ali bibliyografyası' (oldid 36972743)) · yaklaşık 3 dakikada okunur
Büyük şehirlerimizden birinin parkında her sene kurulan bir panayırda çeşit çeşit eğlence yerlerinin arasında geziyordum. Koskocaman dönme dolaplar, atlı karıncalar, esrarlı mağaralar, motosikletle dolaşılan ölüm silindirleri, bira, şarap büfeleri, nişan atma yerleri, türlü türlü piyangolar, vücutsuz başlar, elli santimlik cüceler, görülmemiş varyeteler, altı ayaklı danalar, burnuna kadar bütün vücudu kıllı yaradılış cilveleri, güldüren aynalar insanı önlerinde durmaya, içeri girmeye zorluyordu. Her salaşın önünde, kâh iskemle üstünde, kâh kerevete çıkarak bağıran sırmalı fistanlı, kafkas elbiseli, sarıklı, silindir şapkalı, kalpaklı, fesli kadınlar, erkekler, çocuklar cırlak sesleriyle sanki yolu kapıyordu.
Meşin bir topa vurarak pazı kuvveti denenen bir yerde durmuş, gerile gerile yumruk savuran, sonra sırıtarak ibrenin kaça kadar çıktığına bakan delikanlıları seyrediyordum. Arkamdan doğru kalın, çatlak, hatta biraz da bıkkın bir sesin durmadan homurdandığını fark ettim:
“Haydi bayanlar, baylar!.. Görülmemiş numaralar burada. Bu panayırın en büyük hünerleri içerde. Milli oyunlar, modern danslar, ağlatıcı dramlar, güldürücü komediler... İspiritizma, manyatizma, illüzyonizma numaraları... Dünyanın en büyük kadın ve erkek artistleri içerde... Görmeden geçmeyin!”
Başımı çevirip bakınca, birkaç akşam evvel uğradığım külüstür bir salaş tiyatrosunun önünde olduğumu fark ettim. İçerden yorgun bir davulla cızırtılı bir klarnetin birbirine uymayan gürültüsü geliyordu. Salaşın önündeki kocaman bir levhada, lüzumundan fazla acemice çizilip boyanmış yarı çıplak bir kadın resmi, tek ayağının başparmağı üstünde güya dans ediyordu.
Geçen gün gittiğim için içerdeki harika numaraların ne olduğunu biliyordum: Öksürüklü, sıska bir kız, parçalanmış mantar ayakkabılarını tozlu tahtalara vurup boyalı saçlarını uçurarak aklınca Lakonga yapıyor, arkasından kırk yaşlarında altın dişli bir orospu eskisi Sepetçioğlu oyununu kepaze ediyor, daha sonra da şivesi bozuk, ayağı yemenili, pantolonu dizlerinden ve kıçından yamalı geveze bir adam, siyah bir gözlük takarak, hokkabazlık numaraları diye, ucuz eğlence kitaplarına geçmiş iplik yutma, yumurta saklama hünerleri gösteriyordu. Kırılacakmış gibi sallanıp gıcırdayan tahta iskemlelerin üzerinde bu zavallı marifetleri gördükten sonra insan, verdiği paraya bile acıyamayarak dışarı çıkıyor, bir daha buranın önünden geçerken yüzünü isteksiz bir gülüşle buruşturuyordu.
Gişede oturup bir türlü gelmeyen müşterileri bekleyen patron başını dışarı uzattı, bir an sesini keser gibi olan çığırtkana:
“Bağırsana be!” diye ihtar etti.
Öteki, gişedekine yandan bir göz attı.
“Millet artık yutmuyor!” dedi, fakat sonra avazı çıktığı kadar haykırarak:
“Haydi baylar, bayanlar! Böylesini başka yerde göremezsiniz! Panayırın tek incisi, görülmemiş harikalar meşheri...”
Sonra yarı kendisine, yarı gişedekine hitap eder gibi yavaş bir sesle devam etti:
“Sahiden böylesini başka yerde göremezler... Bir giren bir daha kapıya bile sokulmuyor. Çıkarken bizi sopayla dövmediklerine şükür!”
Tekrar yüksek sesle:
“Estetik danslar... İlmin sırrına eremediği en son keşif hokkabazlıklar... Eşine rastlanmayan Şark oyunları... Türk sazının bayıltıcı nağmeleriyle süslenen, ses kraliçelerinin okuduğu şarkılarla bezenen, firavunlar diyarı, ehramlar ülkesi, harikalar dünyasından Şark'a koşan sonsuz aşkların yakıcı güneşinin cehenneme çevirdiği, heyecandan azamet, sevgiden ızdırap, inkisardan azap toplayan büyük memleket dram komedisi... Buyurun, bir bakın, beğenmeyenin parası geri verilecek.”
Yoldan geçenler bu gürültüye sırıtarak bakıyorlar, ama hiç duraklamadan yürüyüp gidiyorlardı. Bütün gayretinin, gırtlağını yırtarcasına bağırmalarının, geçenlerin yakasına sarılacakmış gibi ellerini uzatmalarının bir fayda vermediğini gören çığırtkan, bitkin bir halde gişedeki patrona dönerek:
“Yutmuyorlar usta, yutmuyorlar!..” diye homurdandı. “Pılıyı pırtıyı toplayıp dükkânı kapatmaktan başka çare yok!”
Öteki bir an gözlerini dikip düşündü, sonra:
“Ulan o zaman ne halt ederiz?.. Topumuz sürünürüz be... Bir ümidimiz bu panayırdaydı! Ne diye başka yerlere gidiyorlar da bize gelmiyorlar?.. Sen bağır!” dedi.
“Başka yerlerde görülecek şey var da ondan, usta... Millet avanak değil...”
“Kızlardan birini dışarı çağır da kendini göstersin bari!”
“Aman usta, bu modası geçmiş mallarla adam kandıramayız. O kaknemleri bir gören bir kurşun atımı uzağa kaçar... İçerde ne olduğunu bilmeden giren olursa ne nimet...”
Davulla klarnet, birdenbire gırtlaklarına basılmış gibi, seslerini yükselttiler, müthiş bir gürültü kapıdaki basma perdenin arkasından, sanki etraftaki satıcıların, salaşçıların bağırışlarını boğmak ister gibi son ve ümitsiz bir gayretle, sokağa yayıldı.
Kapıdaki çığırtkan ise, ne söylerse söylesin, ne yalan atarsa atsın, ne kadar çırpınırsa çırpınsın bir faydası olmayacağını, bu oyunu bir kere gafletle seyredenlerin bir daha aynı tuzağa düşmeyeceğini, bütün panayır halkının bu hileyi öğrenmesine yetecek kadar zaman geçtiği için artık hiçbir ümit kalmadığını bildiği halde nankör işine devam ediyor; bir kere başlanmış olan bu çıkmaz oyunu, binde bir ümitle de olsa devam ettirmenin, yarıda kesip karanlık bir boşluğa doğru yürümekten daha ehven olduğunu düşünerek, dermansız, boğuk sesine yeni bir hız vermeye çalışıyor:
“Başka yerlerin reklamına aldanmayın... Sanatın, ilmin, hünerin göklere çıktığı yer burası! Baylar, bayanlar, teşrif buyurun!..” diye sağına soluna yalvarıyordu.
Sabahattin Ali 1948 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.
Millet Yutmuyor Özeti
Büyük bir şehrin parkında her yıl kurulan panayırda dönme dolaplar, atlı karıncalar, piyangolar ve türlü gösteri çadırları vardır; anlatıcı bunların arasında gezinmektedir. Bir ara arkasından yorgun, çatlak bir sesin bağırdığını duyar. Ses, birkaç akşam önce kendisinin de girdiği köhne bir salaş tiyatronun çığırtkanına aittir. Çığırtkan içerideki gösteriyi milli oyunlar, modern danslar, dramlar ve büyük artistlerle dolu bir harikalar dünyası gibi anlatmaktadır.
Oysa anlatıcı içeride ne olduğunu bilir: Öksürüklü, sıska bir kızın acemice dansı, kırk yaşlarında bir kadının Sepetçioğlu oyununu kötü oynaması ve yamalı pantolonlu bir adamın ucuz kitaplardan öğrenilmiş hokkabazlıkları. Bunları gören biri verdiği paraya bile acımadan çıkar ve bir daha o çadıra yaklaşmaz.
Gişedeki patron çığırtkana daha yüksek sesle bağırmasını söyler. Çığırtkan, millet artık yutmuyor, der; bir kere giren bir daha gelmemektedir, başka yerlerde görülecek şey olduğu için insanlar oraya gitmektedir. Patron dükkânı kapatırlarsa hepsinin sürüneceğini söyleyerek ısrar eder. Çığırtkan da hiçbir umut kalmadığını bildiği halde, bu çıkmaz oyunu yarıda kesip karanlık bir boşluğa yürümektense devam ettirmeyi seçer ve kısık sesiyle gelip geçenlere yalvarmayı sürdürür. Öykü, inandırıcılığını yitirmiş bir propagandanın çaresizliğini anlatan bir alegori olarak da okunabilir.
Millet Yutmuyor Ana Fikri
Bir kez kandırılan insanlar aynı yalana ikinci kez kanmaz; içi boş bir gösteriyi süslü sözlerle ayakta tutmaya çalışmak sonunda boşa çıkar.
Millet Yutmuyor Karakterleri
| Karakter | Özellikleri |
|---|---|
| Anlatıcı | Panayırı gezen, salaş tiyatronun içyüzünü daha önce görmüş gözlemci. |
| Çığırtkan | Salaş tiyatronun kapısında bağıran, kalın ve çatlak sesli adam; kimsenin artık kanmadığını bildiği halde abartılı vaatlerini sürdürür. |
| Patron | Gişede müşteri bekleyen tiyatro sahibi; dükkânı kapatmaktan korktuğu için çığırtkanı daha çok bağırmaya zorlar. |
Teması
Yalan, propaganda ve aldatmaca