İçeriğe geç

Devlerin Ölümü Hikâyesi

Sabahattin Ali · İlk yayın: Gün, 20 Mart 1946 (kaynak: tr.wikipedia 'Sabahattin Ali bibliyografyası' (oldid 36972743)); kitapta: Sırça Köşk (Remzi Kitabevi, İstanbul 1947) (kaynak: YKY kunyesi + tr.wikipedia 'Sabahattin Ali bibliyografyası' (oldid 36972743)) · yaklaşık 3 dakikada okunur

PDF İndir

Çok, çok eski zamanlarda, bundan yüz milyonlarca yıl evvel, dünyamız henüz bilginlerin “İkinci devir” adını verdikleri çağlardayken, yeryüzünde birtakım kocaman, korkunç devler yaşamaktaydı. Bugün bildiğimiz hayvanların çoğu o zamanlar daha ortada yoktu. Canlı yaratık olarak denizlerdeki balıklar, birçok kuşlar, pek küçük bazı memeli hayvanlar ve kurbağalar vardı. Bir de bu söylediğimiz devler. Bunlar da çeşit çeşitti. Boyları sekiz on metreden tut da, yirmi beş metreye kadar olurdu. Kimisinin kalın, pul pul, sırtı dikenli derileri, küçük bir oda büyüklüğünde başları, bir adam boyu dişleri ve boynuzları, kimisinin dört beş metre uzunluğunda bir boynun ucunda küçücük başları vardı. Hemen hepsinin kuyrukları uzun, pençeleri tırnaklıydı. Sürüngen hayvanlar soyundan olan ve damarlarında sıcak kan dolaşmayan bu devler loş ormanlarda, sulak, bataklık yerlerde yaşarlar, ot, et, ne bulurlarsa yerlerdi. Tembel oldukları için çok kere karınlarını ormanlarda, sularda, su kenarlarında ölüp kalmış hayvanların leşleriyle doyururlardı. O zamanlar çoğu ağaçlarda yaşayan memelileri yakalayabilmek için arka ayaklarının üzerinde doğrulurlar, uzun boyunlarını dalların arasına uzatırlardı. Onlara kaygısız ve rahat yaşamak imkânını veren ne cesaretleri, ne de zekâlarıydı. Sadece dev yaradılışlarına dayanarak etraflarını kasıp kavuruyorlardı. Bir yerde göründükleri zaman bütün canlılar ordan kaçışır, balıklar suyun derinlerine, kuşlar göğün maviliklerine, öteki hayvanlar ağaç kovuklarına, inlere dalarlardı. İlk bakışta yeryüzünün bu tembel fakat doymak bilmez, bu aptal fakat kuvvetli, bu korkak fakat zalim devlerden kurtulacağı akla bile gelmezdi. Sular onların, karalar onlarındı. İlerde zekâ ve bilgisiyle bütün varlıklara hükmünü yürütecek olan insan, henüz yapraklar arasında ürkek ürkek dolaşan ve yere çekine çekine inen avuç içi kadar bir memelinin cevherinde saklıydı. Rakipsiz ve kaygısız sahip oldukları bu dünya üzerinde battal vücutlarıyla ağır ağır dolaşan, ara sıra bir leşi paylaşmak yüzünden birbirleriyle boğuşan, yirmi tonluk gövdelerini doyurup beslemekten gayri dertleri olmayan bu mahlukların ne günlerinden, ne geleceklerinden korkuları vardı. Dünya onları beslemek, onların rahat ömür sürmelerini sağlamak için kurulmuştu.

Ama yeryüzünde, hiçbir şey, ne kadar uzun ömürlü olursa olsun, sonsuz değildir. Milyonlarca sene ortalığı kasıp kavuran, uçsuz bucaksız dünyaya kayıtsız hükmeden devlerin de sonu göründü. Tabiat ve hayat şartları, önüne geçilmez sebeplerle değişmeye başladı. Bu birdenbire olmadı. Belli belirsiz kendini gösteren bir kuraklık, yine insan aklının zor kavrayacağı kadar uzun yıllarda, bu devlerin rahat, yumuşak yurtları olan bataklıkları, sulak yerleri kuruttu. Bol yapraklı loş ormanlar seyrekleşti. Yeni şartlara uymasını bilen, yaradılışları buna müsait olan mahluklar yeni yeni gelişmelerle çeşitlenirler, ürerlerken, bu canavarlar, dev vücutlarının aradığı bol rutubeti bulamayarak birer birer kırıldılar. Kuru çöllerde, bir yudum yaşlığa kavuşmak için dolaştılar, koştular, süründüler; ellerine geçirebildikleri hayvanların sıcak, kırmızı kanlarını, kendi aralarında boğazlaşıp birbirlerinin damarlarındaki renksiz, soğuk, koyu ıslaklığı içtiler. Zayıflıklarını hissettikçe, eski saltanatlarının yıkılmaya, ömürlerinin sona ermeye yüz tutuğunu anladıkça vahşilikleri arttı. Kendi yumurtalarını, kendi yavrularını bile parçalayıp yediler. Kokmuş, çamurlaşmış su birikintilerinin başında, birbirleriyle boğuşup, yüzlercesi birden öldüler.

Ama hayat durmadan akışına devam etti, yeryüzünden izleri bile silinen devlerin bir zamanlar hüküm yürüttükleri yerlerde yeni canlılar türedi, o minimini memeliler gelişti, hele onların vücutlarındaki küçücük, yumuşaşık bir parça, beyin dedikleri beyaz bir yığın, gitgide kudretini artırdı. O devlerle kıyaslanınca bir solucan kadar küçük kalan bir mahluk dünyaya pençeleri, dişleriyle değil, kafasıyla hâkim oldu. Bulanık hatıraları, çeşitli mahlukların on binlerce nesillik değişmelere rağmen, bilinmeyen yollardan bize kadar ulaşan bu devlerin varlıklarını bile o meydana çıkardı. Uçsuz bucaksız bir araştırma, bilme isteğiyle her yerleri kurcalayıp eşelerken, o devlerin nasılsa çürüyüp yok olmamış kalıntılarını buldu. Hayalinde onların şekillerini canlandırdı. Onlara çeşit çeşit isimler taktı. Şurdan burdan topladığı kemikleri oyuncak gibi bir araya getirdi ve seyretti.

İşte böylece, bir zamanlar kudretlerine son yokmuş gibi görünen, yeryüzünden silinip gidecekleri akla bile gelmeyen bu devlerin şimdi sadece bataklıklarda tek tük kemikleri, müzelerde iskeletleri ve masallarda korkunç, fakat zararsız hatıraları kaldı.

Çünkü hayatın durdurulmaz akışı bunu böyle istiyordu.

Sabahattin Ali 1948 yılında öldüğü için bu eserin özgün metni kamu malıdır. Metin Vikikaynak aktarımından alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.

Devlerin Ölümü Özeti

Yüz milyonlarca yıl önce, bilginlerin "İkinci devir" dediği çağda, yeryüzünde kocaman ve korkunç devler yaşamaktadır. Sürüngen soyundan gelen, damarlarında soğuk kan dolaşan bu yaratıkların kimi pullu ve dikenli, kimi upuzun boyunludur. Tembeldirler, çoğu zaman leşlerle beslenirler; onları rahat yaşatan ne cesaretleri ne de zekâlarıdır, yalnızca iri gövdeleridir. Göründükleri yerde bütün canlılar kaçışır. İleride dünyaya hükmedecek insan ise o sırada yapraklar arasında ürkekçe dolaşan avuç içi kadar küçük bir memelinin içinde saklıdır.

Ancak hiçbir şey sonsuz değildir. Çok uzun yıllar içinde yavaş yavaş gelen bir kuraklık bataklıkları kurutur, ormanları seyreltir. Yeni şartlara uyabilen canlılar çoğalırken devler susuz kalır. Zayıfladıklarını, saltanatlarının bittiğini anladıkça vahşileşirler; birbirlerini boğazlar, kendi yavrularını bile yerler ve kokmuş su birikintilerinin başında yüzlercesi birden ölür.

Hayat akmaya devam eder. Küçük memeliler gelişir; onların beynindeki kudret arttıkça dünyaya pençe ve dişle değil, akılla hâkim olan bir varlık ortaya çıkar. Bu varlık devlerin kalıntılarını bulur, kemiklerini birleştirip seyreder. Bir zamanlar yenilmez görünen devlerden geriye müzelerdeki iskeletler ve masallardaki zararsız hatıralar kalır. Masal, Sırça Köşk'teki öbür masallar gibi, yalnızca kaba güce dayanan egemenliklerin kalıcı olmadığını anlatan siyasal bir alegori olarak da okunabilir.

Devlerin Ölümü Ana Fikri

Yalnızca kaba güce dayanan hiçbir egemenlik sonsuza kadar sürmez; değişen şartlara uyamayan güçlüler yok olur, geleceği akıl ve bilgi kurar.

Devlerin Ölümü Karakterleri

KarakterÖzellikleri
DevlerSürüngen soyundan, dev gövdeli, tembel, aç gözlü ve zalim yaratıklar; kuraklık gelince birbirlerini ve yavrularını yiyerek yok olurlar.
Küçük memeliDevler çağında yapraklar arasında ürkekçe yaşayan avuç içi kadar canlı; insanın atası olarak gelişip dünyaya aklıyla hâkim olur.

Teması

Gücün geçiciliği ve değişim

Sabahattin Ali'nin Diğer Hikâyeleri

Tüm Sabahattin Ali hikâyeleri →